Biyografi- Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN

14/5/2008 | Kategori: Vatan |

 

PROF. DR. NECMETTİN ERBAKANIN

ÖZGEÇMİŞİ

 

29 Ekim 1926 yılında Sinopta doğdu. Babası Adananın Kozan ve Saimbeyli bölgesinde yaşamış olan Kozanoğullarından Mehmet Sabri Erbakan.

Ağır ceza reisi olan babasının birçok yerde görev yapmış olması dolayısıyla çocukluğu muhtelif şehirlerde geçen ERBAKANın annesi de Sinopun tanınmış ailelerinden birinin kızı olan Kamer Hanımdır.

Necmettin ERBAKAN ilkokula Kayseri Cumhuriyet İlkokulunda başladı, babasının Trabzona tayin olması dolayısıyla ilkokul öğrenimini burada okul birincisi olarak tamamladı.

1937 yılında ilk tahsilini tamamladıktan sonra aynı yıl İstanbul Erkek Lisesinde orta tahsiline başladı. Okuldaki çalışkanlığı dolayısıyla arkadaşları tarafından kendisine "DERYA NECMETTİN" diye hitap edilirdi. Okulda "Sıfırcı Avni" olarak bilinen fizik hocasından ilk defa 10 alan öğrenci olmuştur.

Orta ve Lisede bütün sınıfları iftiharla geçen Necmettin ERBAKAN, İstanbul Erkek Lisesini 1943 yılında birincilikle bitirdi. O tarihlerde Lise bir­incileri Üniversitelere imtihansız alınıyordu. Fakat Necmettin ERBAKAN imtihansız kaydolmayı reddederek girdiği imtiha büyük başarı göster­ince İstanbul Teknik Üniversitesinin ikinci sınıfından yükseköğrenimine başladı. İlkokula 6 yaşında, üniversiteye de ikinci sınıftan başlaması dolayısıyla kendisinden iki yaş büyük olanlarla aynı sınıfta öğrenim gördü. Bu arkadaşlarından biri de Sayın Süleyman DEMİRELdir.

Üniversite yıllarında okuldaki talebelerin namaz kılmaları için mescit açılması konusunda büyük gayret göstermiş ve açılan mescitte hem namaz kılmışlar hem de ilmi ve dini sohbetler yapmışlardır.

1948 yılı yaz döneminde İTÜ Makina Fakültesinden üstün başarıyla mezun olan ERBAKAN aynı yılın 1 Temmuzunda Makina Fakültesi Motorlar Kürsünde asistan olarak göreve başladı. 1948-1951 yılları arasındaki bu 3 yıllık asistanlık döneminde o zaman doktora tezine tekabül eden yeterlilik tezini hazırladı. Sınıflarda ders vermek doçent ve profesör­lerin yetkisinde olmasına rağmen kendisi asistan olduğu halde ders ver­mesine izin verilmiştir. Yeterlilik tezindeki başarısından dolayı üniversite tarafından 1951 yılında Aachen Teknik Üniversitesinde ilmi araştırmalar yapmak, bilgi ve görgüsünü artırmak üzere Almanyaya gönderilen ERBAKAN, Alman ordusu için araştırma yapan DVL araştırma merkezin­deki araştırma ile ünlü ve V1 ve V2lerin gelişmesini sağlayan Profesör Schmidt ile birlikte çok başarılı çalışmalar yaptı.

Aachen Teknik Üniversitesinde çalıştığı 1.5 yıl süre içerisinde, bir tanesi doktora tezi olmak üzere 3 tez hazırlayan ERBAKAN, Alman üniver­sitelerinde geçerli olan "DOKTOR - MÜHENDİS: Dr.-İng" unvanını aldı.

Alman Ekonomi Bakanlığı için motorların daha az yakıt yakmaları konusunda araştırmalar yaparak rapor veren ve bu arada da doçentlik tezi­ni hazırlayan ERBAKANın "Dizel motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu" matematiksel olarak izah eden bu tez, Alman ilim çevrelerinde büyük yankı uyırdı. Tezin mecmualarda neşredilmesi üzerine o tarihte Almanyanın en büyük motor fabrikası olan ve dünyada motorun ilk üretil­diği DEUTZ motor fabrikalarının umum müdürü Prof. Dr. Dr. FLATZ tarafından Leopard tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmak üzere bu fabrikaya davet edildi.

Alman Ekonomik Bakanlığının RUHR sahasındaki fabrikalar üzerinde araştırma yapmak için görevlendirilen heyette kendisinin de yer almasının istenmesi üzerine 15 gün RUHR sahasındaki bütün Ağır Sanayi fabrikalarını gezip inceleme fırsatı buldu.

II. Dünya Harbinden sonra Alman üniversitelerinde doktora yapan ilk Türk ilim adamı olan ERBAKAN, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbula geldi. İmtihan sonucunda 27 yaşında Türkiyenin en genç doçenti olma başarısını gösteren Necmettin ERBAKAN, araştırmalar yap­mak üzere tekrar Almanyanın DEUTZ fabrikalarına gitti. Burada 6 ay süreyle motor araştırmaları başmühendisi olarak, Alman ordusu için yapılan araştırma çalışmalarına katıldı.

1953ün Kasım ayında İstanbul Teknik Üniversitesine dönen ERBAKAN, Mayıs 1954 - Ekim 1955 yılları arasında askerlik görevini ifa etti. İstanbul Kağıthanedeki 6 aylık yedek subay öğreniminden sonra Halıcıoğlundaki istihkam bakım bölüğünde 6 ay asteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinaların bakım ve tamiratları kısmında görev yaptı.

Bu görev esnasında her yıl Amerikadan istenen teçhizatın listesini hazırladı. Hazırladığı bu liste Amerikan yardım heyetinin dikkatini çekmiş ve bir Amerikalı Albay bu listeyi hazırlayan kişiyle görüşmek istediğini okul komutanı Şeref ÖZDİLEKe bildirmiş. Okul Komutanı da bu Albayı alıp ERBAKANın yanına getirmiş ve Albay: "Siz bugüne kadar Amerikadan yardım olarak gizleme ağı, kürek sapı, kazma vs. gibi şeyleri isterken bu sene bakım bölüğü için iş makinalarının tamiratı esnasında imal edilmesi lazım gelen çeşitli parçaların imalatı için tezgahlar istemişsiniz. Siz nasıl olurda bu tezgahları talep edersiniz" tarzında konuşunca, ERBAKAN Amerikan ordusu kuruluş talimatnamesini açarak: "Bizim yaptığımız görevi yapan Amerikadaki aynı birliklerde bu tezgahlar var, bizde niçin olmasın" diye karşılık verince, Amerikalı Albay söyleyecek söz bulamamış ve tez­gahlar bilahare gelmiştir.

Askerlik görevinden sonra tekrar üniversitedeki görevine dönen Necmettin ERBAKAN İstanbul Teknik Üniversitesi Motorlar Laboratuarında 100 yerli ilk motoru yaptı ve bilahare 1956 yılında Türkiyede ilk yerli motoru seri halde imal edecek olan, 200 ortaklı Gümüş Motor A.Ş.yi kurdu.

ERBAKAN böyle bir fabrika kurma fikri Almanyada çalışmaları esnasında, Türkiye Zirai Donatım Kurumunun sipariş verdiği motorları görünce iyice uyanmıştı.

Yurda dönünce bu çalışmayı başlattı. Ve bugün Pancar Motor adı altında çalışan fabrikanın temelini 1 Temmuz 1956da attı. Gümüş Motor fabrikasında seri imalat 1 Mart 1960 tarihinde başlamıştır.

Dönemin Başbakanı Rahmetli Adnan MENDERES, 1960 yılı başlarında fabrikayı gezerken; "Türkiyede ben çiftçiyim, bu motorları kendim kullım. Bunun ne kadar büyük bir adım olduğunu çok iyi biliyo­rum. Türkiyede bunların yapılabileceğini görmek beni son derece memnun etmiştir. Keşke ben bu fabrikayı 1960larda değil de 1950de görseydim. O taktirde Sümerbankın birçok fabrikalarını özel sektöre satar, oradan aldığım para ile Türkiyede Ağır Sanayi fabrikaları kurardım" diyerek duygu­larını dile getirmiştir. MENDERES ayrıca fabrikanın ihtiyacı olan 1.300.000 Dolarlık dövizi de bir günde tahsis ettirmiştir.

Gümüş Motor Fabrikası, diğer adı ile Pancar Motor Fabrikası 1960 yılından beri 40 yılı aşkın bir zamır Türkiyenin tarlalarını sulayan, inşaat makinalarını, küçük traktörlerini, deniz botlarını, kayıklarını tahrik eden motor ihtiyacını karşılamakta, ayrıca kardeş ülkelere Suriye, Irak, Pakistan ve Sudana motor ihraç etmektedir.

1960 yılında Ankarada yapılan Sanayi Kongresinde Gümüş Motorun yaptığı imalatları sunan ERBAKAN "Yeni hedef otomobillerin Türkiyede yapılmasıdır" fikrini ortaya atmış, o zaman yönetimde olan askerler tarafından revaç bulan bu fikir üzerine Eskişehir Demiryolları CER atölyesinde "DEVRİM OTOMOBİLİ" adıyla ilk yerli otomobil imal edilmiştir. Askeri yönetim Gümüş Motor fabrikasını gezmiş, büyük ilgi ve heyecan duymuşlar, bunun üzerine 200e yakın General ve üst rütbeli subaya ERBAKAN Milli Savunma Bakanlığı konferans salonunda bir Sanayi Konferansı vermiştir.

1960 yılında Ankarada yapılan Sanayi Kongresinde Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN tarafından gösterilen "Yeni Hedef Otomobillerin Türkiyede yapılmasıdır" hedefi yıldan yıla atılan adımlar­la bugün Türk ekonomisi içersinde otomotiv sanayiinin sürükleyici lokomo­tifi bir sektör olmasına yol açmıştır.

1965 yılında profesör olan ERBAKAN, Şubat 1966da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığına getirildi. Daha sonra Genel Sekreter olan ERBAKAN, 1968 Mayısında Odalar Birliği İdare Heyeti Üyesi, Mayıs 1969da da Odalar Birliği Başkanı oldu. O zamanki hükümet her türlü1 kanuni hükümleri hiçe sayarak ERBAKANı polis zoruyla görevinden uzak­laştırdı.

Necmettin ERBAKAN 1967 yılında evlendi. Sanayiye gerekli ilginin gösterilmemesi üzerine siyasete atılmaya karar verdi. Ve Milletvekili adayı olmak için Adalet Partisine başvurdu. Buradan veto edilen ERBAKAN,: 1969 seçimlerinde Konyadan bağımsız olarak adaylığını koydu ve seçil­erek Meclise girdi.

24 Ocak 1970 yılında Milli Görüşün ilk partisi olan Milli Nizam Partisini kuran ERBAKAN, 1971 Nisanında ihtilal yönetiminin de baskısıyla, Milli Nizam Partisi antidemokratik bir biçimde kapatıldı.

Daha sonra 11 Ekim 1972 tarihinde kurulan Milli Selamet Partisi, ERBAKAN liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde 12 oyla 48 Milletvekilliği ve 3 Senatörlük kazanarak 51 parlamenterle Meclise girdi.

1974 yılı başında kurulan MSP-CHP koalisyonunun bozdurulmasından sonra kurulan dörtlü koalisyonda da yer alan MSPnin Genel Başkanı yine Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerini üstlendi.

5 Haziran 1977 seçimlerinden sonra kurulan 3lü koalisyonda da bu görevini devam ettiren ERBAKAN liderliğindeki MSP, böylece toplam 4 yıl süreyle hükümet ortağı oldu. 

1974-1978 yılları arasında kurulan 3 Hükümet döneminde de Başbakan Yardımcısı ve Bakanlıklar arası Ekonomik Kurul Başkanlığı görevini yürüten Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN bu dönem esnasında Kıbrıs Zaferinin kazanılmasında büyük rol oynamış, büyük tarihi "Ağır Sanayi Hamlesinin yürütülmesi ve başarılmasına öncülük yapmış, Türkiyenin İslam Konferansına tam üye olmasını sağlamış ve yeni nesillerin Milli ve Manevi Değerlere bağlı olarak yetişmesi hususunda büyük önem taşıyan İmam Hatip Okullarının açılmasında ve yayılmasında önemli hizmetler başarmıştır.

Bu dönem boyunca rant ekonomisi yerine Reel ekonomiyi uygulamış, milli kaynaklarımıza dayanılarak Anadolunun bütünü ile kalkınması ve sanay­ileşmesi yönünde başarılı hamleler yapmıştır.

Türkiyenin ekonomik kalkınmasını ve güçlenmesini kendileri için uygun görmeyen bazı dış mihrakların etkisiyle, koalisyon ortağı Adalet Partisinden 11 kişinin muhalefet partisine katılması ve Bakan yapılmaları olayıyla TBMMde iktidarın çoğunluğu kalmayınca bir muhalefet partisi lid­eri olarak parlamento çalışmalarında büyük etkinlik göstermiştir.

1978 yılı başından 12 Eylül 1980e kadar muhalefette .kalan MSPnin Genel Başkanlığını yürüten Necmettin ERBAKAN, 12 Eylül İhtilalinin getir­diği antidemokratik uygulama ve yasaklarla Eylül 1987 yılına kadar poli­tikadan resmen uzak tutuldu.

Eylül 1987deki referumla yeniden siyasi haklarını elde eden ERBAKAN, 19 Temmuz 1983 tarihinde kurulmuş olan Refah Partisinin, 11 Ekim 1987 tarihinde yapılan kongresinde oy birliği ile Genel Başkanlığa seçildi. 20 Ekim 1991 seçimlerinde Konyadan yeniden Milletvekili seçilen Necmettin ERBAKAN evli ve 3 çocuk babasıdır.

1995 genel seçimlerinde tekrar Konyadan Milletvekili seçilerek meclise girdi. Bu seçimlerden Refah Partisi Türkiyenin en büyük partisi olmuştur.

Bunun üzerine 28 Haziran da hükümeti kurma görevini alarak 7 Temmuz da güvenoyuyla Türkiyenin Başbakanı olmuştur.

Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN 54. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak 28 Haziran 1996dan 2 Temmuz 1997ye kadar 1 yıllık bir süre esnasında başarılı atılımlar sağlamıştır. Faiz ve borç sarmalları içersinde perişan hale gelmiş olan Türk ekonomisini 6 ay gibi kısa bir süre içersinde, dış ve iç borç almadan, zam yapmadan tamamen milli kaynak paketlerini harekete geçirmek suretiyle düzeltmiş Türkiyeyi ekonomik krizlerden kurtarmış, milli kaynaklardan Devlete 30 milyar doların üzerinde kaynak sağlamış. Tatlı reçetelerle köylü, işçi, memur, esnaf, emekli, dul ve yetim­lere kısa zama görülmemiş ora refah artışı gerçekleştirmiştir.

Bu hamlesiyle ekonomiyi güçlendiren ERBAKAN, 1997 yılı bütçesini denk bütçe olarak yapmaya muvaffak olmuş ve bu bütçeyi Ocak ve Şubat aylarında denk bütçe olarak yürütmüştür.

Halkın desteğini alan bu çok önemli başarıların yanında, uluslararası ala da gelişmekte olan 8 ülkenin işbirliğine öncülük yaparak büyük bir gayretle bir yıl gibi kısa bir sürede D-8 (Development-8) oluşumunu mey­dana getirmesi önemli bir dünya olayıdır.

Halktan alınan vergilerin ve milli imkanların, haksız bir rant ekonomisi ile ufak bir zümreye aktarılması, böylece milyonların ezilmesi, fakirleşmesi ve milli ekonominin tahrip olması politikasına son veren Prof.Dr.Necmettin ERBAKANın bu icraatı, rant ekonomisiyle beslenen bir avuç rantiye züm­resinin hoşuna gitmemiş, bu zümre Ocak 1997den itibaren elindeki bir kısım medya ve sermaye gücü ile 54. Hükümetin başarılı hamlelerini etk­ilemek için bütün milletçe bilinen yollara başvurmuştur.

Çeşitli etkilerle koalisyon ortağı Doğruyol Partisinin milletvekillerinin hükümetten desteklerini çektirilmesi faaliyetleri karşısında bir yılın sonunda bir değerlendirme yapılmış, 550 kişilik parlamentonun RP + DYP + BBPden oluşan 278 kişilik milletvekilinin imzası ile meclis çoğunluğu olarak en kısa sürede seçime gidilip, daha güçlü olarak gelinmek suretiyle hazırlıkları yapılmış olan "Yeniden Büyük Türkiye" projeleri hamlesinin istikrar ve huzur içersinde sağlanmasına karar verilmiştir.

Koalisyon Protokolü gereği seçime gidinceye kadar Başbakanlık görevini deruhte edecek olan Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN, bu görevini; dünyada benzeri olmayan bir örnek davranışla DYP Genel Başkanı Prof.Dr.Tansu ÇİLLERe devretmek istemiştir.

Cumhurbaşkanının daha önce siyasi hayatı boyunca mücadelesini verdiği demokratik kuralları bir yana bırakarak, yanlış bir uygulama ile tal­ihsiz bir görevlendirme yapması, Temmuz 1997den itibaren Türkiyeyi 4 yıl boyunca halkın maddi ve manevi acılar çektiği bir dönemin içine yönelt­miştir.

Yorum ( 0 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/69|Sonraki Sayfa>>

Yağmur

12/5/2008 | Kategori: Ayna |

 

YAĞMUR

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur

Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından

Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur

Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından

Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat

En müstesna doğuşa hamiledir kainat

 

Yıllardır boz bulanık suları yudumladım

Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

 

Hasretin alev alev içime bir an düştü

Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü

Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde

Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

 

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin

Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla

Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin

Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla

Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak

Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

 

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım

Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

 

Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü

Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü

Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe

Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü

 

Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden

Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına

Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden

Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına

Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin

Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

 

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım

Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

 

Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü

Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü

Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin

En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

 

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan

Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar

Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan

Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar

Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri

Paramparça, ateşler şahının hayalleri

 

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım

O mücella çehreni izleseydim ebedi

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

 

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü

Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü

Katil sinekler deldi hicabın perdesini

İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü

 

Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında

Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin

Ebedi aşka giden esrarlı yollarında

Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin

Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü

On asırlık ocağın savururdum külünü

 

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım

Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

 

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü

Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü

Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara

Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

 

Badiye yaylasında koklasaydım izini

Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar

Seninle yıkasaydım acılar dehlizini

Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar

Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya

Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

 

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım

Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu

Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

 

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü

Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü

Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi

Hakların temeline sanki bir volkan düştü

 

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri

Ahuların içinde sevdan akkor gibidir

Erdemin, bereketin doldurur haneleri

Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir

Şemsiyesi altında yürürsün bulutların

Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

 

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım

Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

 

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü

İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü

Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer

Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

 

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini

Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir

Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini

Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir

Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından

Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

 

Madeni arzuların ardında seyre daldım

Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

 

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü

Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü

Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

 

Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü

Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır

Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur

Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır

Sesini duymayanlar girdabında boğulur

Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin

Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

 

Saatlerin ardında hep kendimi aradım

Bir melal zincirine takıldı parmaklarım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

 

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü

Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü

Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül

Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

 

Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde

Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay

Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde

Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray

Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin

Mekanın fırçasında solmayan resim senin

 

Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım

Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

 

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü

Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü

İniltiler geliyor doğudan ve batıdan

Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

 

Islaklığı sanadır ahımın, efganımın

İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler

Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın

Nazarın ok misali karanlıkları deler

Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin

Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

 

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım

Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

 

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü

Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü

Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün

Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

 

Nefesinle yeniden çizilecek desenler

Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek

Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler

Anneler çocuklara hep seni içirecek

Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin

Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

 

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

 

Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü

Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü

Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın

İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

 

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

 

Nurullah Genç

Yorum ( 0 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/69|Sonraki Sayfa>>

Ben Sana Mecburum Bilemezsin...

11/5/2008 | Kategori: Ayna |

 

Z.K...

 

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam  ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran  da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız   fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
 

                                                          Attila İLHAN

Yorum ( 0 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/69|Sonraki Sayfa>>